klasik blog sendromuna düşmüşüz. hemen notlarımızı sanal evrenin sonsuzluğuna salalım:
- istanbul’a yağmurlu havalarda ve sevgililer gününde gidilmeye. gidilince beşiktaşta köy kahvaltısı yapıla!
- ılgaz dağı gezilesi görülesi yerler listesine eklene.. (liste kabara kabara kabara..)
- 7 pink floydlar 2 prenses bulunan her fırsatta dinlene. 27 Şubat’da dib sahne‘de (ki ankara’da en sevdiğim canlı performans mekanıdır, ah bir de bu kadar fahiş fiyatları olmayaydı) çok güzel bir gece yaşattılar floydianlara. pigs (three different ones), welcome to the machine, echoes (~9 dakikasını), dogs gibi canlı performansı zor şarkıları neredeyse birebir çaldılar. kimi zaman gözlerimizi kapatıp, artık asla bir arada dinleyemeceğimiz grubu hayal bile edebildik. pink floyd şarkılarını canlı dinlemek bambaşkaymış.
- bilmök nasıl da büyümüş kocaman olmuş? (5 yaşında!) eskilerden kimler kalmış?
- le’mur sanat’tan konser formatında başarılı bir jesus christ superstar uyarlaması izledik. kostüm ve tiyatral yön biraz daha geliştirilerek çok daha etkileyici bir hale bürünebilir gibi geldi. gethsemane çığlıklarını iliklerimizde hissedemedik belki ama yine de çoğunun öğrenci olduğunu tahmin ettiğim ekibin yaptığı iş, hatta böyle bi işe girişmeleri bile takdiri hakediyor. hair‘ı da bekliyoruz kendilerinden. :)
“jesus christ
superstar
do you think you’re what they say you are?”
büyüksün weber.

